31 Mart 2010 Çarşamba

uzak




kadın geceliğini giyer, kokusunu salar, boynunu uzatıverir dudaklarına, saçları dokülür yastığına, elinde kırık dokük gozleri..
uzağa bırakır.


..

24 Mart 2010 Çarşamba

bulutların üstünden..!


"Asal sayıdır yalnız insan.
Bir'den ve kendisinden başka
kimselere bölünmez... "
diyor küçük iskender.

sonra başım ağrıyor, oyle hastalıktan falan da değil. sonraya erteliyorum, sonra sonra anlıyorum, sonra sonra düşünmüyorum, kayboluyorum, haliyle durup durup gidiyorum. kafamın içinde o ağrıyan, o uyuşan yer sürekli gidiyor, oraya gidiyor, buraya gidiyor, yastıklarda kalamayan kokulara gidiyor, şehirlere gidiyor, sandallara biniyor, garlarda iniyor, tren kokuyor, nostaljik! oluyor, sarı bir hüzün gibi yapışıyor boğazıma hep aynı şeyler.
kafa bu, uçaaaar giderr..bense duruyorum, olduğum yerdeyim, her uyandığımda aynı yatakta, her gece aynı lanet odada. bir yere gittiğimiz mi var? diyor bebeklik fotoğrafım, dalga geçer gibi. güvercin şapşal, suratımda patlıyor bakışı, sanki her gün aynı kuş pencerede bitiyor. kitapların kokusu bile aynı, umut kokmuyor, farklı ülkelere benzemiyor kapakları, en çekici yerleri. kiviyle haşır neşirken tanelerim sokülüyor, kararıyorum, insanların yemyeşil dünyasında tanecik olmaktan mutlu olduğumu fark ediyorum. sonra kendi dünyamda ne kadar yer kapladığımı soruyorum?
belki ağrımıyor, belki gidemiyorum, belki sadece uyuşuyorum, ya da kafam karışık.

hiçbir şey bilmiyorum.




kalbimden ismin geçti ah! kimseler duymadı..


..

19 Mart 2010 Cuma

kadınlar ve erkekler üzerine saçmalamaca!



elma yerken düşündüm de..


kadınlar sevildikçe güzelleştiklerini düşünürler, eski bir yaranın opülmesine izin verilmiş zarif bir ruhu taşır gibi. ama o yaranın asla kapanmayacağını bildikleri halde. ve unutmazlar kimin dokunduğunu, kokuları, hissettiklerini. belki her şey unutulabilir bir kadın için ama hissettikleri asla. sanılanın aksine; ceplerinde biriktirdikleri anne bilgileriyle yola çıkıp, zihninde çizdiği -doğru adam- kavramını aramazlar. bir jelibon nasıl sızarsa dişlerinin arasına, hayatlarına istemeseler de sızan adamlara aşık olurlar, doğru adama asla. suçluluk duygusuyla karışık, karınlarında büyüttükleri kemirgen yumru çoğalır her baktığında adam kadına. saçlarına dokunduğunda çoğalır teller, güzelleşir kadının saçları. boynunda çoğalır mis kokusu, her koklandığında. bilirler ki kadınlar, yanlış olsa da, yanlış adamla olunsa da, o an hissettiklerini asla unutmayacaklardır. aşkı ağlayan bir kadının, asla dilinin sürçmemesinin ve cesaretinin tek nedeni budur.

sonra geldi erkek, kadının büyüttüğü şeylerin üstüne geldi kondu.

erkekler çok daha kararlıdırlar aslında kadınlara oranla. -birini sevmeye karar vermek- fikrini edindikten sonra yola çıkılır. yoksa çoğu zaman gokyüzündeki renkler ilgilendirmez onları. ya da yolda yürürken karşılarına çıkan bebeğin, kendi bebeği olduğu hayalini kurulmaz. daha somut şeyler vardır hayatta, insanların yüklediği sorumluluklardan da ote -ben- kavramı vardır. erkekler karar veremedikleri anda güçsüzleşirler, erkekler biriktirdikleriyle oluşturdukları kadını bulamadıklarında yorulurlar. nadir ornekler çıkabilir; izzet günay türkan şorayı çıkarabilir mesela bir pavyondan. ama kolay değildir bunun yükü ve erkek korkmayı oğrenir içten içe. oluşturduğu kalıba uygun bir kadınsa karşısındaki o zaman oturur işte, o zaman çıkarmaya başlar kaplumbağa kafasını kendi govdesinden, o zaman dokunmayı yeniden oğrenir. kadınının gozyaşlarını yere düşürmemeyi bilir.

peki burada karmaşa nerde? olmayan ne?
gerçek bir kadın veya gerçek bir erkek bulamamakta mı? hayır..
hep soylediğimiz, en ucuz yalan olan zamanda mı? hayır..

kadının bir türlü ikna olamamasında;
adamın gerçekten onu mu, yoksa yarattığını mı sevdiği konusunda.
Adamın bir türlü ikna olamamasında;
kadının bir gün gidecek korkusunu aklından çıkaramamasında ve durup durup kadının o en yumuşak karnını deşmesinde.

ya da kafam karışık biraz.
biraz mı?
..

sorusu olan?
..

12 Mart 2010 Cuma

yine mi çiçek


hayatım boyunca, aklımın erdiği donemlerden itibaren, kendimi ege kadını gibi gormüşümdür. hani vardır anadoludan gelme bir varoşluk, fazla fedakarlık ama bu his başka. içimde durmadan yankılanıyor resmen, durup durup şehirlere çarpıyor, eskişehirlere, ankaralara. bir yeri sevmenin acı tadı geliyor ağzıma, bir yere alışmanın. sevmesem kolay çekip gitmek ve ben terk edeceğim bir gün bu şehirleri.

terlik sesleri var kulağımı çınlatan, yorgun argın gelen ev halkının karmaşasına rağmen gülümseyen bir kadın var. sessizlik gelip oturduğunda baş koşeye, bahçesinde, sallanan sandalyesinde, rakısını yudumlayan, şalını atıp omzuna, rujlu dudaklarıyla kocaman gülen bir kadın. güzelliğinden emin, hissettiğinden emin, ellerinden emin, yerinden emin, yuvasından emin. eşref beyinin dolmalarını ozenle saran, büyükten küçüğe dizen, muşamba masa ortülerini benimseyen bir kadın. kaçak komşu kedilerini gizli gizli seven, kuşları sevmedikleri için dertlenen, uzun kanatlı kuş sürülerine alışkın, ozgürlüğünden biraz huzurla ve biraz sevgiyle vazgeçebilmiş, ama yine de her mevsim goç eden kuşlara el sallayan bir kadın.


burdan yak


yine mi güzeliz? yine mi çiçek?

..

ciddiyet!


ne kolpa hayatlar yaşıyosunuz lan!
orda burda isyanlar, çok seviyorum tripleri, yıkılmalar, ölmeler.
hayat bu kadar dibe vurulacak kadar değersiz mi lan? ne yaşamışsınız da orda burda, ikide bir ölüyosunuz? hangi tuvalete kaç kere sıçtığını hatırlıyomusun da temizlendiğini sanıyosun sen?
aydınlık biri çıktığında, çıkarıp çekmek için çabaladığında, adam gibi baktığında her şeyi mahvetmeyi bilen insanlar siz!
kaç kere öldünüz?kaç kere sevdiniz de bunca saçmalamayı kendinize layık gordünüz?
sesli harfleri yutan hıyarlar kulübünden kaç adam soktunuz hayatınıza, kaç ülkeye açıldınız, sayabilen var mı?



bu kadar.
bugün kendimi hıyar gibi hissediyorum. aynı boyle dilim dilim oldum..

11 Mart 2010 Perşembe

özlem çekene kılavuz


*
ozlem en çok yoneldiği olduğu halde, yarını siler; çünkü en çok onem verdiği, dündür. oysa, ozlem, hep şimdidedir:
işte, karışıp durur ozlemin zaman bağlamı.

geçmişten çektiği, hep dopdolu bir güzelliktir; ama, bu, onu şimdiye getirdiğinde, bir boşluk içinde yitip gider
-gelecekle ilgili tasarımlarında ise, ikisi biarada durur: olanaklı bir doluluk ile olanaklı bir boşluk
dopdolu bir varlık ile bomboş bir yokluk..

ozlem budur işte:
bomboş bir varlık ve dopdolu bir yokluk..

ozlem: boş, var; dolu, yok..

ozlem; var-yok..

**

atlatmalar/atılımlar/atılmalar/atışmalar


uzun zaman yazmayınca nasıl başlayacağını şaşırmak, e dolayısıyla kendini fazla ciddiye almak!
epey oldu, 1 seneden fazla, kendisiyle konuşarak başlamalı işe insan.
hissettiğim hiçlik içinde fazla cümle kurmaktan kaçındığım donemler bunlar. kooca boşluk, içinde en tepeden- belkitanrınınyanından süzülen bir tüy gibi, yonsüz, yansız, kimsesiz. oldukça ozgür, meraklı, sorgusuz zamanlar. iyi bir insan olmaktan çıkmışken debelenmeler bunlar.

atlatıyorum hayatı üstümden, ip altımda, ben tepede, zıpla!
atılıyorum hiç bilmediğim şeylere, biri var yanımda, biri yok yanımda!
atılıyorum başka hayatlardan, soru sormadan, bilerek, isteyerek!
atışıyorum biriyle sürekli, oldukça hoyrat. -tanrım bugün beni sev!



bunlar gibi alık alık bakıyoruz birbirmize.
ben bu yazıyı sana yazdım lan.

ve ve ve!


bitkinim biraz sanırım ve buna ihtiyacım var.
soyleyemediğim her şey için, senin için, benim için, hepsi için, yeniden!

tıpkı boyle işte; kadın dışta, adam kendinde
korkunç bir karmaşa
ama şahane bir uyum içinde..